6 sonuçtan 1 ile 6 arası

Manzum Hikaye ve Özellikleri

Dersler Kategorisinde ve Edebiyat Forumunda Bulunan Manzum Hikaye ve Özellikleri Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Nazım şeklinde yazılan hikâyelere manzum hikâye denir. Manzum hikâyelerin öykülerden tek farkı şiir biçiminde yazılmış olmalarıdır. Bu tür hikâyelerde didaktik ...

  1. #1
    Forum Kurucusu DENİZYILDIZI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2013
    Mesajlar
    27.238

    Manzum Hikaye ve Özellikleri

    Nazım şeklinde yazılan hikâyelere manzum hikâye denir. Manzum hikâyelerin öykülerden tek farkı şiir biçiminde yazılmış olmalarıdır. Bu tür hikâyelerde didaktik şiir özelliği görülür.
    Hikayede bulunan bütün özellikler (olay,yer,zaman,kişiler) manzum hikâyede de bulunur.
    Eski edebiyatımızda uzun hikâyeler mesnevi türü ile yazılırdı. Tanzimattan sonra ortaya çıkan manzume türü kafiyeli ve redifli, şiir biçiminde hikâye yazmak amacını güder. Bu tür için ilk adımları Recaizade Ekrem yazmıştır; Baba, Hasta gibi önemli manzum hikâyeleri bulunur. Bu tür Servet-i Fünun döneminde yaygınlaşmaya başlamıştır.
    Manzum hikâye'nin önemli temsilcileri Mehmet Akif Ersoy ve Tevfik Fikret' tir. Bunun yanı sıra Beş Hececiler de bu türe önemli katkılarda bulunmuşlardır. Düşündürücü ve eğitici manzum hikâyelere örnek olarak ise Yahya Kemal Beyatlı'nın "Nazar" isimli eserini örnek verebiliriz.
    Manzum hikâye'nin Özellikleri
    -Manzum hikâyeler edebi metinlerdir.
    -Konu ve özellik bakımından hikâye ile aynı özellikleri gösterirler.
    -Manzum hikâyelerde şair ya bir olayı anlatır ya da bir öğüt verme çabası güder.
    -Manzum hikâyeler genellikle bir çevre tasviriyle başlar, ardından o çevrede bulunan kişiler anlatılır. Daha sonra ise olay anlatılır. Amaç okuyucuya bu bölümde ders veya öğüt vermektir.
    - Giriş, gelişme ve sonuç bölümleri hikâye ile benzer özellikler gösterir.
    -Manzum hikâyeler düşündürücü ve eğiticidir.
    -Manzum hikâyeler birçok bölümden oluşur. İlk bölümde anlatılmak istenen olaydan ve kişilerden bahsedilir. İkinci bölümde ise olaylar anlatılır ve örneklerle tasdik edilir. Üçüncü bölümde ise olay son bulur ve okuyucuya ders vermeyi güden cümleler yer alır.
    -Manzum hikayede her olay işlenebilir. Sıradan olaylar, sosyal olaylar vs.
    -Manzum hikayeler dörtlük , beyit, bent şeklinde de yazılabilir.
    -Mensur hikayeden (düzyazı) hiçbir farkı yoktur. Kişiler, zaman, mekan, olay bu hikayelerde de vardır. Tek farkı şiirselliktir. Dizelerdir. Kafiye ve rediftir.
    -Toplumu ilgilendiren olaylar işlenir.
    -Daha çok ders veren, eğitici, öğretici, etkileyici konular seçilir.
    -Ölçü ve uyağa dikkat edilir.
    -Anlam, alttaki dizelerde devam eder.
    -Karşılıklı konuşmalara yer verilir.
    -Dizelerin uzunlukları aynı olmayabilir.
    -Bu nazım şekli edebiyatımıza Tanzimat Dönemi'nden sonra girmiştir.
    Örnek Manzun Hikaye-1
    NAZAR -Yahya Kemal Beyatlı
    Gece, Leylâ'yı ayın on dördü,
    Koyda tenhâ yıkanırken gördü.
    "Kız vücûdun ne güzel böyle açık!
    Kız yakından göreyim sâhile çık!"
    Baktı etrâfına ürkek, ürkek
    Dedi: "Tenhâda bu ses nolsa gerek,"
    "Kız vücûdun sarı güller gibi ter!"
    Dedi: "Tenhâda bu ses nolsa gerek?"
    Aranırken ayın ölgün sesini,
    Soğuk ay öptü beyaz ensesini.
    Sardı her uzvunu bir ince sızı;
    Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı.
    Soldu, günden güne sessiz, soldu!
    Dediler hep: "Kıza bir hâl oldu!"
    Tâ içindendi gelen hıçkırığı,
    Kalbinin vardı derin bir kırığı.
    Yattı, bir ses duyuyormuş gibi lâl.
    Yattı, aylarca devâm ett bu hâl.
    Sindi sîmâsına akşam hüznü.
    Böyle, yastıkda görenler yüzünü,
    Avuturlarken uzun sözlerle,
    O susup baktı derin gözlerle.
    Evi rüzgâr gibi bir sır gezdi,
    Herkes endîşeli bir şey sezdi.
    Bir sabah söyledi son sözlerini,
    Yumdu dünyâya elâ gözlerini;
    Koptu evden acı bir vâveylâ,
    Odalar inledi: "Leylâ! Leylâ!"
    Geldi köy kızları, el bağladılar...
    Diz çöküp ağladılar, ağladılar!
    Nice günler bu şeâmetli ölüm,
    Oldu çok kimseye bir gizli düğüm;
    Nice günler bakarak dalgalara,
    Dediler: "Uğradı Leylâ nazara!"
    Örnek Manzun Hikaye-2
    Küfe -Mehmet Âkif Ersoy

    Beş on gün oldu ki, mu'tâda inkıyâd ile ben
    Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.
    Bizim mahalle de İstanbul'un kenârı demek:
    Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmiyerek!
    Adım başında derin bir buhayre dalgalanır,
    Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır.
    Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,
    Selâmetin yolu insan için bu, başka değil!
    Elimde bir koca değnek, onunla yokla*****,
    Önüm adaysa basıp, yok, denizse atla*****,
    Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden,
    Lisân-ı hâl ile amma rükûa niyyet eden-
    O sâlhurde, harâb evlerin saçaklarına,
    Sığınmış öyle giderken, hemen ayaklarına
    Delîlimin koca bir şey takıldı... Baktım ki:
    Genişçe bir küfe yatmakta, hem epey eski.
    Bu bir hamal küfesiymiş... Aceb kimin? Derken;
    On üç yaşında kadar bir çocuk gelip öteden,
    Gerildi, tekmeyi indirdi öyle bir küfeye:
    Tekermeker küfe bîtâb düştü tâ öteye.
    -Benim babam senin altında öldü, sen hâlâ
    Kurumla yat sokağın ortasında böyle daha!
    O anda karşıki evden bir orta yaşlı kadın
    Göründü:
    -Oh benim oğlum, gel etme kırma sakın!
    Ne istedin küfeden yavrum?Ağzı yok, dili yok,
    Baban sekiz sene kullandı... Hem de derdi ki: "Çok
    Uğurlu bir küfedir, kalmadım hemen yüksüz... "
    Baban gidince demek kaldı âdetâ öksüz!
    Onunla besliyeceksin ananla kardeşini.
    Bebek misin daha öğrenmedin mi sen işini?"
    Dedim ki ben de:
    Ayol dinle annenin sözünü...
    Fakat çocuk bana haykırdı ekşitip yüzünü:
    -Sakallı, yok mu işin? Git, cehennem ol Şuradan!
    Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan?
    Benim içim yanıyor: Dağ kadar babam gitti...
    -Baban yerinde adamdan ne istedin şimdi?
    Adamcağız sana, bak hâl dilince söylerken...
    -Bırak hanım, o çocuktur, kusûra bakmam ben...
    Adın nedir senin, oğlum?
    -Hasan.
    -Hasan, dinle.
    Zararlı sen çıkacaksın bütün bu hiddetle.
    Benim de yandı içim anlayınca derdinizi...
    Fakat, baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.
    O, bunca yıl çalışıp alnının teriyle seni
    Nasıl büyüttü? Bugün, sen de kendi kardeşini,
    Yetim bırakmı***** besleyip büyütmelisin.
    -Küfeyle öyle mi?
    -Hay hay! Neden bu söz lâkin?
    Kuzum, ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?
    Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.
    -Ne doğru söyledi! Öp oğlum amcanın elini...
    -Unuttun öyle mi? Bayramda komşunun gelini:
    "Hasan, dayım yatı mekteplerinde zâbittir;
    Senin de zihnin açık... Söylemiş olaydık bir...
    Koyardı mektebe... Dur söyleyim" demişti hani?
    Okutma sen de hamal yap bu yaşta şimdi beni!
    Söz anladım uzun, hem de pek uzun sürecek;
    Benimse vardı o gün birçok işlerim görecek;
    Bıraktım onları, saptım yokuşlu bir yoldan,
    Ne oldu şimdi aceb, kim bilir, zavallı Hasan?
    Bizim çocuk yaramaz, evde dinlenip durmaz;
    Geçende Fâtih'e çıktık ikindi üstü biraz.
    Kömürcüler kapısından girince biz, develer
    Kızın merâkını celbetti, dâima da eder:
    O yamrı yumru beden, upuzun boyun, o bacak,
    O arkasındaki püskül ki kuyruğu olacak!
    Hakîkaten görecek şey değil mi ya? Derken,
    Dönünce arkama, baktım: Beş on adım geriden,
    Belinde enlice bir şal, başında âbâni,
    Bir orta boylu, güler yüzlü pîr-i nûrânî;
    Yanında koskocaman bir küfeyle bir çocucak,
    Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:
    Çocuk, benim o sabah gördüğüm zavallı yetim...
    Şu var ki, yavrucağın hâli eskisinden elim:
    Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...
    Bir ince mintanın altında titriyor, donacak!
    Ayakta kundura yok, başta var mı fes? Ne gezer!
    Düğümlü alnının üstünde sâde bir çember.
    Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryad;
    Nazar değil o bakışlar, dümû-i istimdad.
    Bu bir ayaklı sefalet ki yalnayak, baş açık;
    On üç yaşında buruşmuş cebin-i safi, yazık!
    O anda mekteb-i rüşdiyyeden taburla çıkan
    Bir elliden mütecaviz çocuk ki, muntazaman
    Geçerken eylediler ihtiyarı vakfe-güzin...
    Hasan'la karşılaşırken bu sahne oldu hazin;
    Evet, bu yavruların hepsi, pür südud-i şebab,
    Eder dururdu birer aşiyan-ı nura şitab.
    Birazdan oynıyacak hepsi bunların, ne iyi!
    Fakat Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,
    -Ki ezmek istedi görmekle reh-güzarında-
    İlel'ebed çekecek dûş-i ıztırarında!
    O, yük değil, kaderin bir cezası ma'sûma...
    Yazık, günahı nedir, bilmeyen şu mahkuma!


  2. #2
    Senior Member •••G e B Z e L i••• - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2013
    Mesajlar
    2.003
    PayLasım ıcın tesekkurler emeqinize saqLık..
    [IMG]http://img.blogcu.com/uploads/pusat58058_pusat58058_adammit3qa5[1][1].gif[/IMG]

  3. #3
    Senior Member HüZün SeLi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2013
    Mesajlar
    11.329
    Emeğinize SağLık TşkLer GüzeL PayLaşım İçin..!!
    Sahibinden SatıLık Aşk'Lar Gördüm Ben...
    Karaktere Sıfır, Şerefsiz İnsan ManzaraLı..!!!

    + الحزن سيلي نمارس +



  4. #4
    PARGALI
    Ziyaretçi
    paylaşım için teşekkürler

  5. #5
    .:TeK TaneM:. .:TeK TaneM:. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2013
    Mesajlar
    14.681
    Emeginize saglık tşkler paylaşım için.

  6. #6
    cantanesi
    Ziyaretçi
    Emeginize saglık güzel paylaşımınız için tskler

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1